(ASİ dizisi resimleri dışındaki tüm fotoğraflar yalnızca benim tarafımdan
çekilmiştir. İzinsiz olarak ve kaynak gösterilmeden başka bir yerde kullanılamaz.)
Denizi
görmedik önce. Önce denize dökülen nehri gördük. Deniz renginde de değildi hem.
Yosunlu gibi. Bir göz rengi gibiydi suları o nehrin.
Başka
nehirlere benzemez ASİ. Huyu da suyu da
rengi de tabii. Diğerleri gibi akmaz. Alıp başını gitmez öyle ufuklara
koşarcasına. Gider gitmesine de tersine bir gidiştir bu.
Ovaları
sulayan ASİ nehrinin müziği de yosunlu suların rengindedir. Ama yosun tutmayan
sudur o müzik.
Üzerinde
köprüler kuruludur ASİ Nehri’nin. İnsanlar gelip geçer karşıdan karşıya görünürde.
Oysa görünmez öykülerin bastığı taşlardır, köprünün taşları. Her geçen ne
öyküler bırakır adım izlerinde. Biz, o öykülerden birini yakaladık. Her Cuma
akşamı saat sekizde. Adı, ASİ’ye.
Duru
bir denizdi o öykü. İlkin notalarını
yakalamıştım, televizyona bakmaksızın. Televizyon karşısında değilken. Önce
kulağıma sesi çalınmıştı tersine akan suların notalaşmış halleri. Duru
notalardı onlar. Uzaklardan gelip kapı çalan el gibiydiler. Gururu içinde,
sadeliği dışında. Kapıyı açtım ben o notalara. Birlikte savrulduk sonra
kuzeyden, güneyden, doğudan, batıdan onca yürekle, dupduru bir Akdeniz
ortamına.
Su
damlasından notalar çarptı ruhumuza yavaşça. Ruhun gıdası içerikli. Tsunami
gücünde.
Su
damlası notalardan DO, dolu, dopdolu
hayat demek. Dosdoğru adımlar demek. Bir hayat ki dağ rüzgarlarıyla
serinleyerek geçiyor bir çiftlikte. Tarımla, kuzularla, sürülerle, tarlalarla.
Baharda kır çiçekleri üzerine uzanarak. Gelinciklerin yalnızlığında bir yalnız
yürek, kendi yalnızlığını görerek. Bir hayat ki her iyi, güzel kavramı
giyiniyor her kötü kavramı soyunuyor. Gecenin zifiri karanlığında ağaç
dallarında fenerler yanıyor. Yağız at tanıdık ayak seslerine kulaklarını
dikmişken.
Su
damlası notalardan RE, resim gibi
bir doğa demek. Şimdilerde nerdeyse yalnızca tablolarda kalmış bir doğa. Dağı,
denizi, nehri, gölü, çiftliği, kır çiçekleriyle dolu ovaları olan bir doğa.
Daha ne olsun. Bloklarda yaşayanlar daha ne ister, bunları görmekten gayri?
Su
damlası notalardan FA, Fatma ananın
elinden yemeklerdi, Fatma Ana’nın sıcacık kalbiydi. Sevecenliğiydi. Dobra
sözleriydi. Falakaya yatırır gibiydi dobra dobra sözlerin bazısı; ama olsun.
Doğruydu ya. Doğruları duymak bazen falakaya yatmış gibi gelebilir kulaklara.
O
su damlası notalardan SOL, soluksuz
bir öyküydü. ASİ bir yüreğin, Demir’i dövüp tava getirmesiydi. Tav demek,
nefretin, öfkenin hal değiştirmesi demek. Öfkeyle nefretin toplamından sevgi çıkması
demek. Matematiğin şaşması demek. Nefret, öfke, kızgınlık, hatta kinin
matematiği burada şaştı; tersine aktı, tersine akan ASİ gibi. Sonuç intikam çıkmadı.
O
su damlası notalardan LA, lavanta
kokusuydu sandıklardan çıkmış, keselere konulmuş. Çoook eskilerde kalıp sandık
sarısına bulanmış bir öykünün “Aşk ve Gurur” ile harmanlanmışıydı. Birbirinden
yüzlerce hatta binlerce kilometre ötede, başla şehirlerde başka ülkelerdeki
evlere giren, Hatay dağlarından, tepelerinden, ovalarından ıtırı buram buram,
burcu burcu kokunun en haslarından biriydi.
O
su damlası notalardan Sİ, ASİ idi.
(Her
hakkı saklıdır)
@AcemiDemirci