9 Mart 2017 Perşembe

Aynı Ögeler Ayrı Nitelikler

Bir dizi izledim. Yayın gününün yolunu gözleyerek. Haftanın o gününü, Cumayı, saat sekizi dört gözle bekleyerek. Başlama saatleri sevinç, bitiş saatleri yeni bekleyiş anlamına gelen bir diziydi.

Neden öyleydi peki? Yok mu sanki başka dizi? Ne anlatılmıştı o dizide de  böylesi sarmıştı? Belli bir kültür hatta eğitimdekileri. Belli bir çevre sevgisi, doğa anlayışı, kültürel ögelere düşkünleri. Kültürel   her şeyi içinde barındıran. Yemeğinden çeyizine. Çiftlikli.

Yok muydu başka; bir kızla bir oğlanın aşkını anlatan dizi? Var, gırla gidiyor hem de. Tüm dizilerde konu bir kızla bir oğlan etrafında döner. Hepsi kendince bir sevdayı anlatır. Hepsinde çok sevenler, severmiş gibi gözükenler, belki gururlarından sevdiğini asla belli edemeyenler; ama şöyle bir silkelenseler yere döküleceklerden içleri anlaşılıverecekler, oyun düzen içindekiler, her şeyi bilip de susup söyleyemeyenler var. Ama kimisinde bunlar öylesine var, kimisinde içe işlercesine var. Nasıl, ne, neden  o zaman o fark?

O fark, olayların geçtiği evden şehre dek belirleyici. Hep yazdığım gibi tefriş salonunu andırmayan ortamlar belirleyici mesela.  Bir mağazadan bir hamlede alınmış, bugünün ürünleri olduğu besbelli yepyeni eşyalarla dolu evler, köşkler, mekanlar asla inandırıcı olamıyor. Gerçek gözükmüyor. Yani orada dizi için oluşturulmuş yapay bir ortamı değil de yaşanmışlıkları yansıtan eski eşyalara dek belirleyici.

Samimiyet mesela, öyle bir belirleyici ki. Sevdanın nerede yeşerdiğine dek ögeler sürer gider.

Tüm dizilerde herkes aşık. Herkes o aşk için her şeyi yapacak gözü karalıkta. ASİ dizisinde de  vardı bu ilk ve esas öge. Vardı da, sanki dizi gereği değil, hakikaten vardı. Öyle hissettirdi.

Gerçi ASİ’yi  izleten şey, tek bir şey  değildi. İzleten şey, o diziye bakarken bir tabloya bakmaktı mesela.  Tablodaki donup kalmış figürler,  aslında tabloya çizilene dek neler yapmışlardı; tablo çizildikten sonra neler neler olacaktı anlattılar.

Zaten metropoldeki koşturmacadan yorgun insanlar saat sekizde o da oturabilirlerse koltuklarına oturup yine metropol koşturmacası sunan bir dizi izlemediler o dizi ile. Evet çok koşturmacalı, yoran, emek isteyen, hatta o emeğin hiç yağmur yağmadığında da çok yağmur düştüğünde de bir anda yok olacağı bir uğraş içindeydiler. Tarımla uğraşıyorlardı. Ama koşturdukları yerler tozlu tarlaydı, trafik karmaşalı bulvarlar değil.

Çitfçiydiler. Hakkıyla. Çiftlikte yaşayarak. Traktörlerde tarla sürerek. Ata bile binerek. Doğaldılar. Hala elde dikme, ilikleri elde açma giysileri vardı. Ata binerken uzun kloş etekler ya da bol pantolon etekler pek yakışıyordu.  Anadolu havası solunuyordu tam anlamıyla. Bakır sahanlardan çeyiz sandığına.

Biz  dizi izlerken o dizinin içini izledik, dışını değil. Yani dizide oynayıp adı başta yazılanları  izlemedik. Makyajları nasıl, giysileri nasıl, mobilyaları nasıl, köşkleri nasıl izlemesi değildi bu. Zaten böyle bir izleyiş efsaneye varacak bir dizi olgusu sağlamaz. Beklentilerin bir kısmını karşılayan kişisel bir vakit geçirme olur. Oysa bizim izlediğimiz, bir doğa belgeseli, mimari belgesel, tarım programı, halk kültürü filmi, hasret kaldığımız hayvanlar, koyun sürüsünden atına, horozundan ördeğinden kümes hayvanına çiftlik yaşamı, kır çiçekleri üzerinde uzanma, gökyüzünü gece yıldızlarıyla gündüz göz kamaştıran güneşiyle izlemekti.

Diyeceğim, bir ikinci izlediğim dizi olamadı bir daha, böylesine benim seçtiğim. Haaa, izlediğim diziler oldu. Konuları itibariyle. Ki o konular zaten beni seçmiştir daha çekim sırasında. Elveda Rumeli gibi. Captain Onedin gibi. Şimdi de Vatanım Sensin gibi.

Yani dizi izlemek çoğu kişi için biri bitip biri başlayacak oyalayıcı bir süreç iken seçici olanlar için birkaç saatlik bir zamanı ona adamaya kesinkes değecek  bir bütündür. Ögelerin biri bile eksik olsa izlenmekten cayılacak belki. Bütünlük bozulacak çünkü noksan bir öge olduğunda.

Her şeyi yerinde bir dizi bir kez çıktı  işte. O da ASİ idi. Belki ögeleri hiç de yerli yerinde olmayan bunca diziye  isyanla bu addaydı. Ve  bize  öyle bir hitap etti ki… Bir dizi için bir kez hadi iki kez yazı yazılması olabilecek bir şeyken üstünden yıllar geçmesine rağmen yazılacakların bitmediği, bitmeyeceği bir anlatım, sunum, görsellik, sinema oldu.  Şimdi de efsane oldu. Yüz binlerce oy alarak. Seçildi yani efsaneliğe.

Şimdi sadece bir dizi değil bir edebiyat, sinema, kültür, belgesel, halk bilimi, moda başyapıtı olarak anılmaya devam ediyor. Eder de hep J.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.03.2017, 09:56

Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci 

1 yorum:

Unknown dedi ki...

Ayşei hanım size ulaşmaya çakılışıyorum...

Yorum Gönder